LOGO

KÖY ENSTİTÜLERİNDEN SÜT TOZUNA

@Ayberk 25 Ocak 2026 3 gün önce
Köy Enstitüleri, 1940 senesinde kurulan ve “iş içinde iş vasıtasıyla iş için eğitim” prensibini benimseyen ülkemizin yegâne eğitim kurumudur. 1954 tarihinde tamamen kapatılmadan önce sayısız köye Cumhuriyet devrimini ulaştırmış, devletin vatanın en ücra köşesinde bile varlık göstermesini sağlamıştır.
Peki, neydi bu Köy Enstitüleri? Neler yapılıyordu bu okullarda? Temelinde bu okullar, şehirlerden uzak kalan köylü çocukların dönemin en ileri tarım, hayvancılık ve genel itibarıyla köy üretiminde kullanılacak bilgileri deneyimleyerek öğrendiği okullardı. Örnek vermek gerekirse bir Köy Enstitüsünde verilen hayvancılık derslerinde hangi tür ineğin nasıl daha çok süt vereceği bilimsel yöntemlerle öğrencilere aktarılıyor ve yine bu okullarda öğrencilerin bunu deneyimleyerek öğrenmesi sağlanıyordu. Enstitülerdeki en önemli kavram “kendi kendine yetebilme” prensibiydi. Okullarda öğrencilerin kendi ekip biçtiği sebzelerle yemek yapılır, onların ürettiği kerestelerle yeni binalar inşa edilirdi.
Aslına bakılırsa Köy Enstitülerinin kaderi Türkiye’ninkiyle çok benzerdir. Kuruldukları dönemde Türkiye bir kalkınma mücadelesi veriyordu. İki kutuplu dünya düzeninde Cumhuriyet devrimini korumaya çalışıyor, bunun için de Edirne’den Kars’a devletin elinin uzanması için çalışıyordu. İnşa edilen demiryolları, ekonomide yapılan devrimler ve çağdaşlaşma çabaları yurdun dört bir yanını sarıyor, elbette Türk köylüsü de bundan etkileniyordu. Cumhuriyetin ekonomide temel prensibi belliydi: Devlet öncülüğünde üreterek kalkınma.
Köy Enstitüleri işte tam böyle bir atmosferde kuruldu. Devletin bilimsel yöntemlerle yabancı sermayeye peşkeş çekmeden kendi kuvvetiyle kalkınmaya çalıştığı koşullarda, “Köylü milletin efendisidir.” diyen Cumhuriyet devrimi, köylere de ilerlemeyi ulaştırmak için yine gençliğe sırtını yaslıyor, onun daha çok, daha verimli, daha çağdaş üretebilmesi için okullar açıyordu.
Fakat ne yazık ki kalkınma politikamızın değişmesi ile bu üretim ve aydın yetiştirme üsleri de kapatıldı. Elbette herkes bunun yanlış olduğunun bilincindedir fakat basit bir akıl yürütmeyle bunun nasıl facialara yol açtığını -ya da hangi faciaların sonucu olduğunu- görelim.
Türkiye, Atatürk’ün ölümünden bir sene sonra Atatürk’ün temelden karşı olduğu vatanımıza yabancı sermayeyi sokan, kalkınmayı imkânsızlaştıran Tanzimat’ın 100. yılını kutladı. Sonrasında Türkiye’nin Avrasya’dan ve temelinde Cumhuriyet devriminden kopması için havuçlar gösterildi. Bunun en güzel örneği nüfusu 7,6 milyon olan Yunanistan’a verilen yardımın nüfusu 21 milyon olan Türkiye’ye verilen yardımdan 3 kat daha fazla olmasıdır. Avrupa ekolünden gelen ve Cumhuriyet devrimine ister istemez zarar veren tarihçilerimiz bunu Amerika’nın da iddia ettiği gibi Yunanistan’ın tamamen yıkılmasına bağlasa da bu yardımların Türkiye’yi Atlantik sistemine bağlamak için kullanıldığı açıktır.
Marshall yardımları ile Türkiye’nin kalkınmasının önüne geçilmiş, zor bela filizlenen sanayisi yıkılmış ve Türkiye’ye Amerika tarafından biçilen misyon bir ileri karakol ve tahıl deposu olmaktan ibaret olmuştur.
İşte bu tarihsel süreç içerisinde Marshall yardımlarından gelecek sıcak dolarlar için Cumhuriyet devriminin köylerdeki sembolü Köy Enstitüleri “devede kulak” küçük bir bedeldir. Yani bu okulların kapatılması köyden kente göçe, üretimin terk edilip fırsatçılığın, yozlaşmanın, komisyonculuğun hâkim olduğu neoliberal paketin bir sonucudur. Artık Türkiye’nin kalkınma politikası köylünün efendisi köylüye, Türk milleti ve gençliğine değil, Marshall yardımlarından gelen Amerikan dolarlarına dayanmaktadır.
Günümüzde Köy Enstitülerinin yeniden açılması gibi söylemlerin elbette ayakları yere basmaz çünkü koşullarımız buna uygun değildir. Her şehrimizde, her mahallemizde meslek liselerimiz, teknik okullarımız var. Köylerde bilimsel yöntem kullanmak için binlerce ziraat mühendisimiz var. Fakat esas mesele Tanzimat’ın 100. yılından itibaren bizden koparılmaya başlanmış, 80 Darbesi ile zirveye ulaşmış üretime kıymet verme, üretim ile kalkınma politikasını yeniden kazanmaktır.
Bunun için ise Avrupalı “dostlarının” elini kolunu bağlamış, dillere destan Alman sanayisini dahi kan kaybetmeye zorlamış Atlantik sisteminden kurtulmak gerekir. Zira herkesin bildiği üzere Amerika üreten, tam bağımsız, kendi kararlarını kendi verebilen bir Türkiye istemez.
Şunu unutmamak gerek; bütün ümidimiz gençliktedir!

Yorumlar

Henüz yorum yok.

Giriş yap yaparak yorum bırakabilirsin.